Tinnitus

Aziz: That concert was totally great!! Thank you for takin' me to the concert...
Ana: I must thank you for joining me, being in here.... Ok, talk about the band, did you like them?
Aziz: Oh, the band was awesome... They really rock tonight! Oh such a perfect night...
Ana: Take it for me, too!
Aziz: You know what, that sound in my ears is killing me right now.
Ana: The "eee" sound?
Aziz: Definitely! It was not that big, when we first got out of the concert, but now....
Ana: Getting louder and louder...
Aziz: Yeaha... When there is silence it is insufferable!
Ana: So, we should talk till morning, not to hear this fucking sound, ha?
Aziz: I really really wonder, why is this happens???

Yukarıda bahsi geçen ses bazen çıldırtacak seviyelere gelebiliyor gerçekten. Evet, yüksek sesle müzik dinledikten sonra duyduğumuz, kulak çınlaması da dediğimiz o tiz ses.

Bir konser sonrası duyabileceğiniz, veya çok sessiz bir ortamda uyurken hissedebileceğiniz, ya da zaman zaman "aaa, kulağım çınlıyor, biri beni andı" dediğiniz tiz ses. Tabii ki şiddeti her durumda farklı lakin sebep ne? Neler oluyor kulağımıza?

Kulağımızda oluşan çınlamaya Tinnitus deniyor. Tinnitus'un ne demek olduğu nuşöyle açıklayabilirim zannedersem: Kulağınız size "canım yanıyoooooor!!!" diye bağırıyor. Konserlerden çıktıktan sonra veya kulaklıkla yüksek sesli müzik dinledikten sonra sesin daha şiddetli olmasının sebebi de kulağınızın canının daha çok yanması diyebiliriz.

Çok yüksek sesle müzik dinlediğimizde, bir şekilde gürültülü bir ortamda kaldığımızda veya kulağımız yorulduğunda (kulağın uzun süre değişken oranda karmaşık seslere maruz kalması. örn: Herkesin birbirinden bağımsız konuştuğu ortamlar sonrası oluşan durum) meydana gelen bir semptom. Tinnitus için semptom diyebiliyoruz çünkü kendisi hastalık olmadığı gibi, yukarıdaki durumlar dışında oluştuğunda bir hastalığın semptomu olabilir.

Tinnitus genel olarak kulağımızdaki sinir uçlarının zarar görmesi olarak tanımlanabilir. Yukarıda saydığım durumlarda kulağımızda sinir uçları zarar görür. Sinir uçları zarar gördüğünde duyma hücreleri bu hasardan ötürü sürekli titreşmeye başlar ve çınlama dediğimiz bu sesi yaparlar. Şuna da değinmek gerekir ki, sizin kulağınıza zarar vermediğini düşündüğünüz bir ses, kulağınıza ciddi zararlar veriyor olabilir. Bu yüzden yüksek ses ve kulaklıkla müzik dinlemek konusunda çok dikkatli olmamız gerekmekte.

Bu durum oluştuğunda kendinizi mümkün olduğu kadar rahatlatmanız, eğer stresli iseniz stersten uzaklaşmanız ve gevşemeniz kulaklarınızda oluşan bu zararı en aza indirecektir (çınlamanın şiddetini azaltmaz, sadece kulağınızdaki hasarı azaltır).

Tinnitusun şiddetini en aza indirmek için (çınlamanın şiddetini azaltmak için) alçak sesle müzik dinlenebilir. Saat tıklaması bile bu açıdan rahatlatıcı bir unsur olabilmektedir. Gece yattıktan sonra sessizlik sırasında tinnitus daha rahatsız edici olabileceği için boş bir radyo frekansı dinlemek kulaklarınız için rahatlatıcı olacaktır.

Tinnitus yukarıdaki durumlar dışında sık sık ve uzun süreçlerde oluşuyor ise en kısa zamanda bir KBB doktoruna görünmenizde fayda var. Tinnitus, Menier hastalığı, iç kulak hastalıkları, kalıcı duyma kaybı veya bir tümör'ün semptomu olabilir.

İlk olarak bu konu ile başlamak istememiştim CarpeUsus'a lakin düşündüğüm ilk konu daha detaylı bir araştırma istediği için sıra değişikliği yaptım. Umarım kafanızda oluşturduğum soruya cevap olabilmişimdir.

Sağlıcakla kalın, özellikle kulaklarınız açısından...

Carpe Usus

......
Aziz: Blogla ilgili her şey tamam o zaman.
Onur: Yani, evet!
Aziz: Peki isim ne olacak?
Onur: Hmmm.... Güzel soru? :)
Aziz: Hadi bakalım...
Onur: Temelde amacımız bilgiyi paylaşmak, bununla ilgili bir şeyler olsun.
Aziz: bilgiyipaylas.blogspot.com, nasıl? :D
Onur: Oldu!.. :) Jamais Vu gibi bir kelime olsa mesela? Hem latince güzel olur, hem başlıkla da bir şeyler aktarırız.
Aziz: Aha! Carpe Diem, Carpe Omnius gibi birşey olabilir. Mesela bilgiyi paylaşmak.
Onur: Çok güzel olur.
.................
Uzunca bir araştırmanın ardından...
Aziz: Şimdi elimizde iki seçenek var bu duruma göre: Carpe Erudio ve Carpe Usus.
Onur: Carpe Usus daha uygun gibi. Yani erudio daha çok yönerge anlamında olduğu için..
Aziz: Yani evet Usus daha güzel, hem söylenişi daha hoş.
Onur: O zaman isim mevzuu tamamdır!
Aziz: Carpe Usus!


Carpe Diem deyimini bir çoğumuz duymuşuzdur: "Günü Yakala". Aslında buradan yola çıkarak Carpe kelimesinin anlamını bir nebze ifşa etmiş oluyoruz. Yakalamak, kurtarmak anlamlarında kullanabiliyoruz bu kelimeyi yapı içerisinde. Kalıp olarak düşündüğümüzde "günü yakala", "günü yaşa" gibi birbirine yakın anlamlarda kalıplar türetebiliriz. Bu noktada Carpe kelimesinin yanına koyduğumuz bu mânâyı doldurabilecek her latince kelime, bu anlamda bir kalıp yaratacaktır. İşte buradan yola çıkarak "bilgiyi yakala" demek istedik. Karşımıza ilk çıkan kalıp ise Carpe Informatio oldu. Bilmem neden, pek sıcak gelmedi bu bize. Bilgiyi yakala kalıbından pek umduğumuzu bulamadık. Biraz daha düşündükten sonra "tecrübeyi yakala!", "tecrübeyi yaşa!" demek istedik. Latince aramalar sonucunda karşımıza ilk çıkan kelime erudio oldu. Fakat erudio yönerge anlamına geldiği için tam olarak istediğimiz şey olmayacaktı. Türkçe-Latince bir sözlük sayesinde ise Usus kelimesine ulaştık, Carpe Usus'a yani: "Tecrübeyi Yakala!"

İşte bu da Carpe Usus'un hikayesi oldu. Biz öğrenirken sizlerle de paylaşmak istedik. Hep beraber öğrenelim, bilgimizi, tecrübemizi paylaşalım istedik. Bizim için güzel bir heyecan, güzel bir oluşum oldu. Sizlerle de bu heyecanı paylaşacak olmanın verdiği mutluluk bize ayrıca güzeldir.

Esenliklerle....

(Carpe Omnius: Herşeyi yaşa!
Carpe Noctum: Geceyi yaşa!)

İlk

Onur: Oğlum, aklımda süper bir fikir var!
Aziz: Ne?
Onur:
Bak, biz ikimiz de sürekli bir şeyler yazıyoruz..
Aziz:
Evet?...
Onur:
Benim uzun süredir aklımdaydı bu, ortak bir blog açalım.
Aziz:
Aha! Tam üstüne bastın, ben de aynı şeyi düşünüyordum bir süredir.
Onur:
Haha!.. Süper. Amacımız da işte, astronomi falan böyle bilgi vermek olsun.
Aziz:
Kesinlikle! Nasıl olsa sürekli bir şeyleri merak ediyoruz. Sheldon ile Leonard'dan* farkımız yok zaten.
Onur:
Aklımıza takılan, “neydi, neydi?” diye tartıştığımız şeyleri yazalım mesela.
Aziz:
Aslında çok güzel olur. Araştırır, kendimizce bilgiyi paylaşırız. Nasıl olsa seviyoruz paylaşmayı...
Onur:
Tamam oğlum, yapıyoruz bunu!
Aziz:
Tamam ulen! :D

........Bir müddet sonra........


Aziz:
Abi ne diyeceğim bak...
Onur:
Evet?
Aziz:
Şimdi biz açacağız ya blog; işte biçim, içerik tam olarak nasıl olacak?
Onur:
Yani, genel olarak bilgi vereceğiz aklımıza takılan her konuda: Amaç insanları bilgilendirmek olacak.
Aziz:
Peki, tamam da, bence mesela genel olarak üçüncü şahsa bilgi aktaralım. Mesela “aklımıza şu takıldı, peki nedir bunun olayı?” diye başlayıp anlatalım.
Onur:
Üçüncü şahıs değilde, sanki daha mı samimi yapsak, birbirimize bir şey anlatıyormuş gibi?
Aziz:
Tiyatro sahnesindeki bir anlatıcının edasıyla olabilir. Olayların iç yüzünü seyircilere aktaran kişi...
Onur:
Aslında o olur bak. Bu diyalogları mı yazsak ilk, nasıl karar verdik, ne yapacağız falan diye?
Aziz:
Aa, çok iyi olur. Aha, fikir geldi aklıma: Her konuya bir diyalogla girelim. Yani diyalog derken, işte sürekli konuşurken aklımıza takılıyor ya, sonrasında da “bunu araştıralım” diyoruz, işte o diyalogları da koyalım.
Onur:
Evet, çok bomba olur ya... Güzel, güzel; olacak bu!
Aziz:
Tamamdır!


(* The Big Bang Theory: Ev arkadaşı olan Leonard ve Sheldon adındaki fizikçilerin, kendileriyle aynı enstitüde çalışan arkadaşları ve karşı komşuları ile olan günlük ilişkilerini konu alan dizi.)

Blogger Template by Blogcrowds